Dilbilimci K. David Harrison ile görüşme…

26Bazı tahminlere göre önümüzdeki yüzyılda dünyadaki 7,000 dilin yarısı yok olacak…

Çeviri: Mustafa Çölkesen www.ceviri.net

Bazı tahminlere göre önümüzdeki yüzyılda dünyadaki 7,000 dilin yarısı yok olacak. Swarthmore College’de dilbilimci olan K. David Harrison çalışmalarını bunların bazılarının yazıya geçirilmesi –ve yaşatılmasına- yönelik olarak gerçekleştirdi. Üstün başarılarına yönelik (meslektaşı Greg Anderson ile birlikte) bir film olan “The Linguists (http://www.thelinguists.com )”-bu akademik bilim dalı için bir ilk olacak şekilde- Emmy ödülünü aldı. Daha yakın zamanlarda, Harrison, National Geographic ile birlikte “The Last Speakers” isimli kitabı kaleme aldı. Kendisine bir dil yok olduğunda nelerin kaybedildiğini sorduk.

Johnson: “kritik dil bölgesi” nedir ve tipik kritik dil bölgelerinin özellikleri nelerdir?

Mr Harrison: “Kritik dil bölgesi”, biyolojik çeşitlilikten ilhan alarak 2006 senesinde geliştirdiğim bir terimdir. Diller yeryüzüne düzensiz bir şekilde (hem coğrafi hem de demografik olarak) dağılmış durumda olup, farklı tehditlerle karşılaşmaktadırlar. Bu kritik bölgeler modeli bu global eğilimi gözümüzde canlandırabilmemize ve izleyebilmemize ve kaynakları öncelik sırasına göre düzenleyebilmemize yardımcı olmaktadır. Kritik bir dil bölgesi öncelikle, oldukça yüksek düzeyde dil çeşitliliğine sahip bitişik bir bölgedir. İkinci olarak, dillerin yüksek düzeyde tehdit altında olduğu bölgedir. Üçüncüsü, düşük düzeyde bilimsel dokümantasyona (kayıtlar, sözlükler, gramerler v.b) sahiptir. Bugüne değin Oklahoma, Paraguay, Hindistan, Papua Yeni Gine ve Sibirya gibi bölgelerde iki düzine kritik bölge tanımladık. National Geographic’den bilimsel bir ekiple birlikte, dünyanın en çok tehdit altındaki dillerinden bazılarının nabzını tutmak üzere bu kritik bölgeleri ziyaret ediyoruz..

Bu kritik bölgeler modeli bazı sürpriz sonuçlar ortaya koymaktadır : Oklahoma kritik bölgesinde 9 dil ailesine mensup 26 dil bulunmaktadır. Bu, sadece yedi kişi tarafından konuşulmakta olan ve toplum tarafından yeniden canlandırılmak istenen Yuchi’yi (Euchee) içermektedir. Nüfusu 12 milyondan az Bolivya 18 dil ailesine mensup 37 ayrı dille övünmektedir. 164 dil ve 18 dil ailesine sahip olan Avrupa’nın dil çeşitliliği Bolivya’ya nazaran son derece azdır.

Bu kritik bölgeler modeli, dil çeşitliliğinin karmaşık dağılımını kafamızda canlandırabilmemizi, en acil bölgeleri araştırmaya odaklanabilmemizi ve ayrıca henüz bilim tarafından tanımlanmamış olan dillerle karşılaşabileceğimiz yerleri ön görebilmemizi sağlıyor. Bunlar, bizim bilimsel olarak yeni tanımlanmış, Hindistan’da konuşulan küçük bir dil olan Koro’ya yönelik dokümantasyonumuz vasıtasıyla doğrulanmıştır. (Interaktif bir harita için National Geographic’in Enduring Voices isimli projesine [http://www.languagehotspots.org] bakınız)

Johnson: Bir dil yokolduğunda neyi kaybetmiş oluyoruz?

Mr Harrison: Diller yokolurken insani bilgi temeli aşınmaktadır, bu durum, bu dillerin çoğunun yazılı hale getirilmemiş olması ya da kayıtlarının tutulmamış olması nedeniyle daha da vahim hale gelmektedir. “When Languages Die” (2007) isimli kitabımda şunları yazmıştım: “Bir dil yok olduğunda, zaman, mevsimler, deniz canlıları, ren geyikleri, yenilebilir çiçekler, matematik, manzaralar, mitolojiler, müzik ve bilinmeyenler ve gündelik yaşama yönelik yüzlerce yıllık insani düşünceyi yitirmiş oluyoruz.” Sadece bazı kültürler, sayelerinde başarıları hakkında bilgi sahibi olabildiğimiz büyük anıtlar inşa ederler. Ama tüm kültürler kendi dehalarını dilleri, öyküleri ve sözlükleri içinde kodlarlar.

Yaratıcılığa yönelik her dilin kendine özgü bir ifade biçimi vardır. Bazı dillerde, doğal dünya ve insan davranışına ait bin yıllık gözlemleri, (genellikle henüz bilinmeyen veya bilim insanları tarafından tanımlanmamış olan) bitki örtüleri ve hayvan toplulukları hakkında bilgileri ve Kuzey Kutbu veya And Dağları Altiplano’su gibi zorlu ortamlarda nasıl hayatta kalınacağına yönelik bazı sırları bulabiliyoruz.

Modern binalara yer açmak üzere Notre Dame Katedrali veya Giza Piramidi’nin yıkılması durumunda herhalde çileden çıkardık. Benzer şekilde, dillerin- ellerimizle inşa ettiğimiz her şeyden daha eski ve karmaşık olan insani dehaya yönelik bu anıtların- zayıflaması durumunda dehşete düşmeliyiz.

Johnson: Çevirisinin zor olduğunu düşündüğünüz bir çok kelimeden bahsettiniz, ancak ardından tamamını İngilizce’ye çevirdiniz. Çevirisi gerçekten mümkün olmayan şeyler var mı?

Mr Harrison: Bir dil içinde kesin eşanlamlılar olmadığı gibi (“big” “large” ile tam olarak aynı anlama gelmemektedir), kelimeler ve ifadelere yönelik diller arasında kesin karşılıklar bulunmamaktadır. İngilizce’de “four year old male uncastrated domesticated reindeer” (Dört yaşında hadım edilmemiş evcil erkek ren geyiği) nosyonunu ifade edebilirim. Ancak bizim dilimizde Sibirya’da üzerinde çalışma yaptığım neredeyse nesli tükenmiş bir dil olan Tofa’daki gibi kısa ve öz bir bilgi paketi yoktur. Tofa dilinde ren geyiği çobanları için yukarıdaki anlama gelecek şekilde “chary” benzeri terimler bulunmaktadır. Ayrıca, bu kelime ren geyiğinin dört bariz (Tofa halkı için) parametresini tarif eden bir çok boyutlu matris içinde bulunmaktadır: yaş, cinsiyet, doğurganlık, binilebilirlik. Bu kelimeler çevirilemez çünkü düz, alfabetik bir tarzda mevcut değillerdir, ancak daha ziyade zengin bir şekilde yapılandırılmış anlam sınıflandırmasına sahiptirler. Bunlar çeşitli kelimelere olan karşıtlıkları ve benzerlikleri – başka bir deyişle kültürel zemin- vasıtasıyla tanımlanmaktadır.

Güney Sibirya’nın göçebe yak çobanları olan Tuvan’lar arasında çalışırken öğrendiğim gibi, kelimeler ayrıca belirli bir yere bağlanabilir. Tuvan dilinde “git” diyebilmek için önce yakın civardaki nehirdeki akıntının yönünü ve bununla ilgili kendi yönünüzü bilmeniz gereklidir. Böylelikle Tuvan dilinde “gitmek” fiilleri, başka bir kelimeyle ikameye veya çeviriye izin vermeyecek şekilde, kullanıldığı örneklerdeki peyzajı da kapsamaktadır. Tofa ren geyiği sınıflandırma bilimi gibi bilgi sistemleri ve Tuvan “gitmek” filleri, insanlar artık başka dilleri konuşmaya başladıklarında kaybolmakta, donuklaşmakta ve büyük ölçüde basitleşmektedir.

Kelime anlamlarının haricinde, şarkıların şiirsel özü, epik hikayeler, köken mitleri ve gündelik öyküler, ifade gücü, nüansları ve etkilerini yitirmeksizin çevrilemez, bu en azından iyi bir çeviri olmaz.

Johnson: Diller ve yerel ekoloji hakkında konuşurken bunlardan birisinin kaybedilmesinin diğerini de kaybetmeye neden olacağını söylüyorsunuz. Eğer bir çok şeyin çevirisi yapılabiliyorsa, dili değil ama bilgiyi koruyabilmek mümkün müdür?

Mr Harrison: Bu mümkündür, ancak olası değildir ve Kuzey kutbundan Amazonlara kadar heryerde gözlemlediğimiz olağan bir durum değildir. Yerli kültürlerde dillerin ve yaşam biçimlerinin yok oluşunun paralel olarak gerçekleştiğini gözlemliyoruz. Yup’ik yaşlıları ve bilim insanları tarafından birlikte yazılan “Watching Ice and Weather Our Way” isimli şaşırtıcı bir kitap var. Bu kitapta Yup’ik yaşlıları kendi dillerinde özel isimler verdikleri 99 farklı deniz buzu oluşumlarını tarif ediyor, tanımlıyor ve bunların eskizlerini çiziyorlar.

Onların iklimsel tahminleri, hassaslık, öngörü gücü ve gözlemlerin derinliği bakımından şaşkınlık uyandırıyor. Modern  bilim insanlarının onlardan öğreneceği çok şey var. Kuzey kutbundaki buzullar eriyip, motorlu kızaklar gibi yeni teknolojiler geliştirilirken Yup’ik buzul izleme yalnızca sayıca az olan yaşlıların tutkusu olarak kalmaya yüz tutuyor. Buzullar hakkındaki bilgileri, bunlara yönelik terimleri ve av becerileri, yaşam biçimleri, bunların tamamı Yup’ik dili ile birlikte ortadan kayboluyor.

Johnson: Koruma veya hakkında daha fazla şey öğrenme gerekçesiyle aralarından eleme yapılabilecek küçük diller konusunda dil bilimciler tarafından yapılmış yeni keşifler var mı?

Mr Harrison: Dil bilimciler genellikle bilim açısından araçsal değerleri bakımından dilleri değerlendirmektedir, ve ben bunu doğrulamamakla birlikte, (daha) küçük dillerden idrak ve dil yeteneği hakkında öğrenilecek çok şey olduğunu düşünüyorum. Hala keşfedilmeyi bekleyen bir çok şey var, ve her dil, yeni yapıları ve beklenmedik güçlükleri beraberinde getiriyor. Ancak elimizde komik derecede seyrek numune bulunuyor. Ben ve bir çok meslektaşım dünya dillerinin sadece % 10 ila % 15 civarında ayrıntılı bir bilimsel tanımına sahip olduğumuzu tahmin ediyoruz, kalan % 85 için gerçek bir dokümantasyonumuz bulunmuyor. Böylelikle, evrensel gramere yönelik büyük kuramların oluşturulmasının henüz arifesindeyiz diyebiliriz. Evrensel olanı anlamak istiyorsak önce bireysel olanı anlamamız gerekmektedir. Bu nedenle, kendi çalışmam fonemlerden sözdizimi kuralları ve diğerlerine varıncaya dek dillerin işleyişine dair ayrıntılı tanımlara odaklanmaktadır. Tofa’nın “x gibi kokuyor” anlamına gelecek şekilde herhangi bir isme eklenebilecek olan koku alma ile ilgili ufak son takısından keyif alıyorum. Ve 8,000’den fazla satırdan oluşan sözlü destan Tuvan “Boktu-Kirish” in ezberlenmesi ve ezberden okunmasını mümkün kılan ayrıntılandırılmış anımsatıcı bağlantı modelleri karşısında şaşkınlığa düşüyorum.

Johnson: Anlattığınız kişilerin çoğu, bize göre, son derece fakir insanlar. “İlerleme” onları daha büyük, daha müreffeh toplumlara dahil ediyor ama, dillerini öldürüyor. Bu kayıplar nasıl düzeltilebilir?

Mr Harrison: Ne denli fakir olduğundan bağımsız olarak hiç kimse, başka bir dili öğrenmek için bir dilden vazgeçmek (veya vazgeçmeye zorlanmak) suretiyle daha müreffeh olmaz, ve aslında ben, bundan ötürü daha da fakirleştikleri kanısındayım. Her yaştan insanlar, ancak özellikle de çocuklar kolayca çift dilli olarak yetiştirilebilir. Çift dillilik, psikologların bilişsel rezerv olarak adlandırdıkları şeyi destekleyerek beyni güçlendirmektedir. Ayrıca, miras alınan dilin korunması kültürel bilgi tabanına erişim sağlamakta ve da güçlü etnik kimlik ve kültürel gururu desteklemektedir. Dille ilgili tercihlerin ( genellikle “kalkınma” içinde veya ulusal okur yazarlık içinde dillendirilen) eksiltici –örn. sadece hakim dili konuşmak üzere kendi dilinizden vazgeçmelisiniz- olduğu küreselleşmenin tehlikeli (ve yanlış) bir mesajıdır. Dünya üzerinde,  Aymara’dan Zapotec’e, Aka’dan Mowhawk’a bu ideolojiyi geri püskürten azınlık dillerini konuşan topluluklar görüyoruz. Onlar bir yandan dillerini korumaya yönelik stratejik bir karar verirken diğer yandan küresel dil içinde iki dilli hale geliyorlar. Hepimiz dünyadaki dillerin çeşitliliğini korumaya katkıda bulunabiliriz. Bu, bakış açılarında değişiklik gerektirmektedir. Dillerin çeşitliliğinden beslenen fikri çeşitliliğe değer vermeyi öğrenebilirsek bu dillerin yaşamalarına yardımcı olabiliriz. Sonraki parlak fikrin nerede ortaya çıkacağını kimse bilemez; hiç bir kültür insani yetenekler üzerinde tekele sahip değildir.

Johnson: Gal dili ve Letzeburgesh gibi küçük diller yaşabildi ve hatta Avrupa gibi zengin yerlerde gelişebildi. Manx ve Romansh gibi diller ise ya ortadan kalktı  ya da tehdit altında bulunuyor. Zengin ülkelerin gelişmekte olan ülkelere aktarabileceği dersler bulunuyor mu?

Mr Harrison: Dillerin hayatiyetini sürdürmesine (çoğu zaman büyük tuhaflıklara rağmen) hem fakir hem de zengin ülkelerde rastlanabilir, ve bu aksi takdirde ortadan kalkma eğilime karşın bir nebze umut vermektedir. Gayri maddi faktörlerin hangi kombinasyonlarının (dilsel gurur, tutumlar, yönlendirme)  ana dilin aktarılmasında başarıya neden olduğunu tam olarak bilemiyoruz. 10 yıldır dil eylemcilerinin mücadeleleri ve başarılarını belgelemek için dünyayı geziyorum ve bunun hikayesini son kitabımda anlatmaktayım. Konuşmamı Papua Yeni Gine’deki küçük bir köyde konuşulan bir dil olan Matukar’ın esinlendirici örneği ile tamamlayacağım. (900’den fazla kişiden oluşan kabile grubunda) sadece 600 kişi  tarafından konuşulan Matukar, Ulusal dil olan Tok Pisin ve İngilizce’nin yoğun baskısı altında bulunuyor. Çocukların çoğu artık bu dili konuşmuyor. Yerel bir lider ve dil eylemcisi olan Rudolf Raward, anadilinin yok olmasına izin vermemek konusunda kararlı. National Geographic’in “Enduring Voices” projesinde benimle birlikte çalışan Raward, 2010 yılına dek yalnızca sözlü olan bir dil için yazılı bir form geliştirdi [he devised a written form for what had been until 2010 a purely oral language]. Rudolf ve annesi Kadagoi Raward kendi dillerindeki binlerce kelimeyi sabırla kaydettiler. Bu kayıtları kullanarak Matukar online sözlüğünü geliştirdik (http://matukar.swarthmore.edu). Matukar köyüne kısa süre önce elektrik verildi ve bir yıl içinde internet bağlantılarının olacağını umuyorlar. Matukardaki çocuklar internete ilk kez girdiklerinde kendi dillerinin orada bulunduğunu görecekler, ki bu başka şeylerin yanısıra teknolojiye uygun olmaktadır, tüm gezegende sesini duyurmaktadır.

Kaynak: http://www.economist.com/blogs/johnson/2010/11/interview

Yorumlar kapatıldı.