Hoşgeldiniz, bugün 24 Temmuz 2017 Pazartesi
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İngilizce nasıl küresel bir dil haline geldi?

İngilizce nasıl küresel bir dil haline geldi? 19 Ocak 2011 Çarşamba 12:43

Ortaçağ elyazmalarından cep telefonu mesajlarına değin bir çok şey İngilizce’nin bugünkü haliyle küresel bir dil haline gelmesine yardımcı oldu ve değişim sürüyor...

Çeviri: Mustafa Çölkesen Ceviri.Net

Uluslararası bir dile olan gereksinim her zaman mevcuttu. Geçmişte bu, din ve entelektüel tartışma ile ilgiliydi. Günümüzün teknolojileri vasıtasıyla bu, bir kaç dakika içinde dünyanın herhangi bir yerinde bulunan kişilerle iletişim kurmakla ilgilidir.

Yaklaşık 400 yıl arayla gerçekleşen iki örnek böyle bir gereksinimin her zaman var olduğunu kanıtlıyor.

Birinci örnek olarak, önümde Sör Thomas More’un meşhur “Ütopya” isimli kitabının bir nüshası var. Bu özel baskı, 1629 yılında, Amsterdam’da, İngilizce veya Felemenkçe değil, Latince olarak yayınlandı.

İkinci örnek ise, yakınlarda bir Alman bilim adamı ile yaptığım görüşmedir. Bu kişi bana, Almanya’da, katılımcılarının tamamı Alman olan, ancak İngilizce olarak yapılan bilimsel konferansları anlattı.

Kibir

Ütopya’nın bu Latince baskısı yazılı bir şifreydi, ancak en becerikli kullanıcıları entelektüel ve dini tartışma yapmak için bu dili kullanabiliyordu.

Önceki 1,300 yıl boyunca bu Batı Hıristiyan Geleneği’nin ana diliydi – dindar kişilerin, ilahilerin kutsal metinlerin ve dinsel tartışmaların dili. Latince aynı zamanda Rönesans dönemi bilim adamlarının birbirleriyle konuştukları dildi.

Ancak bu süregelen dindar ve entelektüel zihniyetler ulusal kültürlerin ortaya çıkmasıyla yıkıldı. Latince’nin kullanılmakta olduğu ülkelerdeki insanlar kendi dilleri ve lehçelerini konuşmaya başladılar.

Bu ulusal dillerde konuşulanlar yazıya geçirilmeye başlandıkça, giderek daha fazla insan, kilise ve dini yetkililere bu yerel dillerde konuşmak, yazmak ve dini inançlarının bir bölümünü, çoğunu veya tamamını yerel dillerde ifade etmek istediklerini belirtmeye başladı.

Buradan ortaya çıkacak olan iki meşhur metin, Kral James İncil’i (yakınlarda 400. yılını kutlayacak) ve Kral James’den yaklaşık 100 yıl kadar önce çevrilen Martin Luther’in Almanca İncil’iydi.

Bu yerel dillerin güç ve etkisini oluşturma sürecinin bir kısmı, bunlar için standartlaştırılmış biçimler geliştirme çabasıydı, böylelikle öğretmenler, tüccarlar, hukukçular, din görevlileri ve politikacılar birbirlerine ve kendi aralarında hep anlaşılır olan bir biçimde yazabileceklerdi.

Daha sonra ve şimdi, bu dili sayfa üzerinde takdim edebilmenin -imla ve noktalama- ve kelime ve cümlelerin gramerini temin etmenin tutarlı bir yolunu gerektirdiği görüldü.

Sonuçta standart hale getirilmiş İngilizce yazı, Britanya adaları halkından kendilerini eşsiz görmelerini istemek bakımından hükümet, kilise ve okulun elinde güçlü bir araç haline geldi.

Esperanto

Ancak uluslar, barışta, savaşta, ticarette, göç ve fikirler dünyasında birbirleriyle konuşmaya devam etti. Yabancı dile ait sözlük, gramerin oluşturulması ve önemli veya en ilgi çeken kitapların tercümesi için büyük çaba sarf edildi.

Bu zaman zarfında dünya dilleri tarihindeki ön önemli olaylardan biri gerçekleşiyordu: İngilizce konuşan askerler, denizciler ve sömürgeciler dünya genelindeki ülkelere seyahat ediyor ve buralara yerleşiyorlardı.

Bunların arasında, İngilizce’yi yalnızca, İngiliz sömürgesi olmayan ya da İspanyol, Portekiz, Fransız veya Hollanda’nın hakimiyetindeki milletler konuşmamıştır.

20. yüzyıl -ulusal diller ve edebiyatla övünmeyi içerecek şekilde- ulusçuluğun taleplerinden filizlenip yeşeren vahşi bir ormana benzetilebilse de, aynı zamanda bu yüzyıl önce “Cemiyet-i Akvam” ve ardından “Birleşmiş Milletler” gibi uluslararası işbirliği gibi ütopik hayallerin yükselişine de tanık oldu.

Ancak, bu gibi ortamlarda milletlerin birbiriyle olan iletişimi, bir çevirmenin diğer bir çevirmenle  olan iletişimine pek benzemiyordu. Karşılık olarak, uluslararası dillerin mucitleri icatları vasıtasıyla dünyaya barış getirmeye çabaladılar, bunun en meşhuru Esperanto’dur. Bu, dünya politikacılarının buna yeteri kadar gereksinim duymasını veya öğrenmeyi istemelerini sağlayamadı.

Yavaşça, diplomatlar, bilim adamları, sanatçılar, iş adamları ve diğerleri tarafından konuşulan başka bir uluslararası dil peydahlandı. İngiliz İmparatorluğu’nun vasiyeti ve bu İmparatorluğun en güçlü üyesinin –A.B.D- gücündeki artıştan faydalanan İngilizce (veya İngilizce’nin türevleri) konuşulmaya başlanmıştı.

Gerçektende, bazı konuşma biçimleri “melez diller”, “karma diller” ve “yerel lehçeler” olarak anılanlar olsa bile onlar dilbilimci David Crystal’in “Englishes” diye tabir ettiği şeyi konuşuyorlardı. Geçenlerde bir Avusturya pop müzik kanalını izliyordum ve yorum ve reklamlar -özü Almanca olan- Anglo-Alman Creole idi, ancak içinde çok sayıda “go to it”, "cool", "be there" ve benzeri kavramlar geçiyordu.

Bunların çoğu hükümetlerin yönlendirmesi olmaksızın sürdü. Telefon, radyo, TV, kayıt, CD, cep telefonları ve internet teknolojileri dünyadaki pek çok insanın birkaç dakika içinde başkalarının dilinde erişimlerini mümkün kıldı.

Bu kanallar vasıtasıyla tüm dünyadan milyonlarca genç insan, İngilizce konuşan grupların yaptığı müziği sevmeye başladı. Hollywood’un alt yazılı filmleriyle, ana dili İngilizce olmayan milyonlarca insan artık James Cagney, Marilyn Monroe, Robert De Niro ve Harrison Ford’u taklit edebiliyordu

Peki bu devam edecek mi? Belki de bir sonraki asırda, dünya nüfusu standart Çin dilleri olan Mandarin ya da Kanton’dan birinin ya da her ikisinin incelik ve güzelliğini sevmeye başlayacaktır. Bunu henüz bilmiyoruz.
 

Kaynak: http://www.bbc.co.uk/news/magazine-12017753

Okunma Sayısı: 4200
© 2010 Çeviri NET
Tel: 0212 292 92 78 - Faks: 0212 245 56 46 - E-Posta: bilgi@ceviri.net
Sitemizdeki yazı ve resimlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım: CM Bilişim | Görsel Tasarım: Capitol Medya