Hoşgeldiniz, bugün 24 Temmuz 2017 Pazartesi
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İnsanlığın En Eski Sözcüklerinin Peşinde

İnsanlığın En Eski Sözcüklerinin Peşinde 18 Nisan 2017 Salı 09:58

Dilbilimciler en kadim dillerin ipuçlarını bulmak için modern dillere bakmaktalar, peki bunun sınırı nerededir?

Çeviri: Mustafa Çölkesen

Dilbilimciler en kadim dillerin ipuçlarını bulmak için modern dillere bakmaktalar, peki bunun sınırı nerededir?   

Gezegendeki en eski yazıların bazıları halen Şikago’da bulunuyor. “Shuruppak’ın Talimatları” olarak bilinen bu kil tablet, yaklaşık 4.500 yıl önce eski Ortadoğu’da bir yazmanın eseriydi. Halen Şikago Üniversitesi Oriental Institute Müzesi’nde (Şark Eserleri Enstitüsü) bulunan bu atasözü koleksiyonu, binlerce yıl önce konuşulan bir dilin en eski doğrudan kanıtının bir bölümünü temsil ediyor.

Ancak yazılı metinlerin şafağındayken bile, insanlar daha da uzak bir geçmişe baktılar. Shuruppak’ın talimatları, aktardığı bilgeliğin kaynağı olarak “uzaktaki o günler” ve “o çok eski zamanlar” ı anımsayarak başlar. Bu uygundur: Konuşma dili yüzbinlerce yıl kadar eskiye dayandığından, yazılı dil insanlığın evriminde oldukça geç bir zamanda ortaya çıkmıştır.  

Harvard Üniversitesi’nde dilbilim profesörü olan Jay Jasanoff, Vocativ’le görüşmesinde şunları söylüyor: “Dil, sarih bir şekilde bir insani kapasitedir, konuşamayan homo sapienslerin varolduğu bir aşamayı tahayyül etmek hayli zor.”    

Yani -bizi insan yapan şeyin esas kısmı olan- dilin muazzam tarihi, büsbütün bir gizem olarak kalmaktadır. Taş aletler, ateş ya da mağara sanatı gibi buluşların aksine, dil, fiziksel bir eser gibi herhangi bir iz bırakmaz. 

100.000 yıllık bir yazı bulunmadığı için, Jasanoff gibi tarihsel dilbilimcilerin bu örtülü geçmişi yeniden inşa etmek için daha modern dillerde gizlenmiş olan ipuçlarını aramaları gereklidir. Keza kayıp atalarını yeniden tahayyül etmek için, ilgili dil aileleri arasındaki bağlantıları kurarak, çoktan solmuş kadim dillere yeniden ulaşabilirler. Bu türden çalışmalar, sadece kayıp kelime dağarcığını araştırmakla kalmayıp, aynı zamanda eski toplumların kültürünü ve bunlar arasındaki etkileşimini de ortaya çıkarabilir. Bu, kazılarda ortaya çıkarılmamış insanlık tarihinin bir bölümünü meydana çıkaran arkeolojinin dilbilimsel eşdeğeridir. Ancak bu rekonstrüksiyonlar ne kadar geriye gidebilir? Tarihsel dilbilim güçlü bir araçtır, ancak 100.000 yılı, insanlığın en eski diliyle eşleştiremez.  Uzmanlar o alanda sadece spekülasyonda bulunabilir. Jasanoff, temel hayvani iletişimden karmaşık insan dillerine geçişin olasılıkla soyut olduğunu öne sürer. “Su” kelimesinin karşılığına bakalım.

“Peki suyun karşılığı olan sözcüğün bulunması nasıl başladı? Bazı hayvan seslerinin bazen su gibi olgusal şeylerin özel bir dizisi ile ilişkilendirilmiş olması yersiz bir tahmin değildir.” diyor Jasanoff. 

Dil rekonstrüksiyonunun yolculuğu, daha yakın bir geçmişte başlar. Henüz 1500’lü yıllarda gezginler Avrupa ve Hindistan dilleri arasındaki çarpıcı benzerlikleri farkettiler. Akademisyenlerin bu konuya önem vermeleri yüzyıllar aldı, ancak 19. yüzyıl, Hindistan’dan İzlanda’ya yayılan, Hint-Avrupa dilleri olarak bilinen ilgili dillerin büyük ailesinin tanınmasını beraberinde getirdi. İçinde seslerin zamanla tedrici olarak değiştiği tutarlı biçimleri geriye doğru izleyerek, yavaş yavaş “ortak bir ata”yı ya da bir ön-dili tasavvur ettiler.

Örneğin “night” (gece), yakın akrabası olan Alman ve Flemenkçe’de “Nacht” a benzer, ancak aynı zamanda Latince’de “nox”, Eski Grekçe’de “núks”, Hindu dilinde “nak” ve diğerlerini çağrıştırmaktadır. Bunların hepsi “n” ile başlayan ve “k” veya “ts” seslerinin bir çeşidiyle biten “gece”yi anlatmak üzere oluşturulmuş kadim bir sözcüğe işaret etmektedir. 

Dilbilimciler, Ön Hint-Avrupa dilinin yaklaşık 5.500 yıl önce konuşulduğunu tahmin ediyorlar. Ancak bir başka kadim dil – eski Mısır, İbranice ve Arapça benzeri dillerin büyük ebeveyni olan- Ön-Afroasyatik dilini 10.000 ila 20.000 yılları arasına tarihlendirdiler.  

Los Angeles California Üniversitesi’nde tarihçi ve dilbilimci ve ayrıca Ön-Afroasyatik dilinde dünyanın önde gelen uzmanlarından birisi olan Christopher Ehret, eski bir toplumun kültürünün anlaşılmasında anahtar unsurun yeniden canlandırabileceğimiz kelimeler olduğuna inanıyor. Örneğin, kabaca 8.000 yıl önce Ön-Afroasyatik dilini konuşan bir çocuk, sözcük dağarcığında, bu insanların hayvanlarla ilişkilerinde ne kadar uzman olduklarını ortaya koyuyor.  

“Hayvanların gözetimi, bakımı ve onların güdülmesine yönelik sözcükleri yeniden inşa edebiliriz.”   Hayvanların güdülmesine yönelik sözcükleri yeniden oluşturabilirseniz, o takdirde insanların faaliyetlerini de yeniden oluşturmaktasınızdır. Onlar sadece vahşi hayvanları yetiştirmiyorlar. Eğer hayvan yetiştirme terminolojisini yeniden oluşturabilirseniz, işte o zaman bilmeye başlamışsınız demektir” diyor Ehret.

Ehret, daha da eski Ön-Afroasyatik dilinde kodlanmış olan kadim faaliyetleri öğrenmenin de benzer şekilde mümkün olduğunu söylüyor. Bu toplumlar halihazırda tahıl yetiştiriyor olmalıydılar, çünkü muhtemelen pide pişirmeye yönelik sözcükleri vardı ve hayvanlarla düzenli etkileşim içindeydiler - örneğin keçi için “yah” veya “yay” benzeri bir sözcüğü kullanıyorlardı.

Araştırmacılar, sonrasında binlerce yıl yaşamış olan temel ve kültürel açıdan önemli kavramları içeren bir sözlüğü meydana getirerek, hem Ön-Afroasyatik hem de Ön-Hint Avrupa dillerinde binlerce sözcüğü yeniden oluşturmaya giriştiler. Her iki durumda da bu, 2017 yılından bir kişinin, ağır bir aksan ve sınırlı bir sözcük dağarcığıyla olsa da, o dilleri konuşan bir kişiyle teorik olarak iletişim kurabilmesi için yeterlidir.

Dilbilimciler, bazen, Ön-Dünya veya Ön-İnsan olarak bilinen, tüm diller için ortak bir atadan bahsederler. Bu dile yönelik bilgi bizi dillerin temeline götürebilir, ancak bu, dilbilimde son derece tartışmalı bir konudur. Ana akımdan pek çok araştırmacı, bunun varlığına dair kanıt yetersizliği nedeniyle ciddi bir değerlendirmeye değmeyeceğini düşünüyor. Jasanoff’ın belirttiği gibi, 50.000 yıl öncesi, rekonstrüksiyon araştırma yöntemlerinin geriye dönük çalışma sınırını genişletmektedir.

Bununla birlikte, Ehret azınlığın görüşünü paylaşıyor: Ön-İnsan (dili) bir zamanlar mevcuttu ve hakkında bilgi sahibi olmak gerçek bir olasılıktır.  “Ben bunu 17. yüzyılda karar veren gökbilimcilere benzetiyorum, tamam, biz Galile tarafından kullanılan teleskoplardan daha iyilerine asla sahip olamayacağız, o yüzden bu işin peşini bırakabiliriz,” diyor Ehret. “Zamanda ne denli geriye dönük rekonstrüksiyon yapabileceğimiz hususunda bir üst limit görmüyorum.”

Ehret, arkeologların, yakın zaman önce, Kuzey Amerika’daki en erken Kızılderili yerleşimlerinin tarihini daha da geriye çeken yeni keşifleri gibi, dilbilimcilerin de aynısını yapabileceklerine inanıyor. 

Ancak buradaki büyük fark, arkeolojik sitelerin uzmanların inceleyecekleri yeni fiziksel kanıtları onlara sunmasıdır. Yazıdan önce mevcut olan diller ise bunu sağlayamaz, bu nedenle, dilbilimcilerin, mevcut malzeme vasıtasıyla, yeni bakış açılarını araştırması gerekiyor. Afroasyatik gibi dil aileleri yaklaşık 200 dilden oluştuğundan, hala pek çok güçlük olmasına rağmen, Ehret daha önce farkedilmemiş daha çok bağlantının keşfedilmeyi beklemekte olduğu hususunda iyimserliğini koruyor.

Örneğin, “two” (iki) sözcüğü iki uzaktan akraba ön dilde neredeyse aynıdır, ki bu ortak bir Ön-Dil ailesinin kanıtıdır. Ancak bu sadece kısa ve izole bir sözcük olup, büyük bir çoğunluk tarafından sadece bir tesadüf olarak kabul edilmektedir. Diğer yandan, sözcükler arasındaki gerçek, somut bazı bağlantılar, nereden bakılacağını tam olarak bilmeyenler tarafından gözden kaçırılmış olabilir – özellikle de sayısız ses değişimleri onları fark edilemez hale getirmiştir.

Nihayetinde, her iki dilbilimci de şüpheciliğin önemini vurguladı. Ehret için bu, genellikle olası olduğu düşünülenden daha eski olan bir ön-dilin dikkatli, temkinli şekilde araştırılmasına hizmet eden bir şüpheciliktir. Jasanoff için ise, bu türden verilerin anlamlı bir şeyler ortaya koyup koyamayacağı hususunda daha temel bir şüpheciliktir. Her iki durumda da bu rekonstrüksiyon yöntemi, aksi durumda zamanın derinliklerinde yitirilecek olan sözcükleri ortaya çıkarmış oldu, bu, tarihöncesi olmaları nedeniyle önemsememe eğiliminde olduğumuz insanların bizler kadar karmaşık düşünce ve iletişim kapasitesine sahip olduklarına yönelik bir hatırlatmadır.

Ehret’in yeniden canlandırdığı Ön-Afroasyatik sözcüklerin bazılarına yönelik araştırmasına bakalım: “Yürümek, koşmak, oynamak, üzgün olmak, kızgın olmak, inkar etmek, savaşmak” diyor Ehret. “Her türden anlamı düşünün. İnsani anlamların tam bir dizisi işte bu konstrüksiyonlarda bulunmaktadır.”        

 

Kaynak: http://www.vocativ.com/409512/humanity-oldest-words-linguistics/

Okunma Sayısı: 134
© 2010 Çeviri NET
Tel: 0212 292 92 78 - Faks: 0212 245 56 46 - E-Posta: bilgi@ceviri.net
Sitemizdeki yazı ve resimlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım: CM Bilişim | Görsel Tasarım: Capitol Medya